Eskiciden alınmış birkaç kanepe üzerinde değişik insan hallerinde ruhlar.
Yayılmışlar hayallerin içine.
Uyanmak istemiyorlar, ama çıkmak zorundalığı var bu dünyadan.
Biraz daha bekleyip ani hareketlerle yerlerinden telaşla kalkacaklar az sonra.
İş arası mola bitecek.
Sonrasında saçma sohbetlerle mesai icra edilecek ve saatin rakamları değiştiğinde tekrar aynı tipler, aynı yerde, aynı hallerine bürünecekler..
Böyle tüketiliyor burada zaman.
Dışarıda hava nasıl bilmiyorum.
Uykularım çok zamandır kayıp.
Aklıma geliyor Ege, siyaha bürünmüş bir deniz.
Sokaklar...
Takatim kesilene dek gezmeliyim şu saatte sokakları, olmamalı sabah.
Zifiri karanlıkta, gölgesiz adımlarla, ayak sesime birleşik bir ıslık tutturmalıyım
Aklıma estikçe gür sesli bir nara çıkmalı dudaklarımın arasından..
“Hürriyetim elimdesin”
Böyle gecelerde dönüyorum gelecekten.
Kalıyorum içinde eski bir vücut sayımın.
Oysa ki sarhoş olsam şimdi Kordon da herhangi bir bankın üzerinde.
Ve ölsem, öyle bir sarhoşluk içinde dalga sesleri arasında.
Ne iyi olurdu.
Ah şu korkaklık...
Yazık ki;
Sabah olduğunda, her şey, her şey gibi olacak.
Utanıyorum.